Gönderen Konu: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun  (Okunma sayısı 446 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tuna0618

  • Ziyaretçi
Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« : 20.Eyl.2011 12:43:16 »
Bu yazı İstanbul Sultangazi’de “KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ” konusunda düzenlediği toplantıda Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL’un konuşmasından alınmıştır.

Birinci büyük hata “YAĞ”

Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir.

Ama marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır…

Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ seçimi

Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece hasta olmaya mahkûmuz.

Elimizde iki tane yağ var şu anda.

Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir.

Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun.

Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir âlemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir.

Yani piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz.

Hani marketlerde görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. Saf zeytinyağıdır.

Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur.

Çünkü oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur. Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır, biz ne yaparız, antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye. Vücudumuzun da antipasları vardır. Bunlara biz antioksidan diyoruz.

Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım.

İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim.

- Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir?

- Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle.

- Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir?

- 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda 180 dereceyi çok az aşar.

O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı anlamında değildir. Ne olur anılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır.

İkinci büyük hata “ŞEKER”

Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla bakarsanız çok yeni bir olgu.

Peki şeker bir besin maddesi midir? Değildir.

Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi?

Evet. Beyin glikozla çalışıyor. Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor.

Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor. Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.

Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?

Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?

Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü?

Çünkü; İnsanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da vücut kendisi üretiyor. Dışarıdan asla alınmasına gerek yok. Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz. Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok.

O yüzden şekere boş kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu.

Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok.

Şeker şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister… şekeri olsun hepsinin üstünde şeker yazılması yeterli.

Halbuki mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu, aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre % 46 daha şişmanlatıcı. Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak kanıtlandı.

Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum;

“Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının çağındayız.

Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı bir yağlanma.

O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor.

Yani sonuçta Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserinin sebebi mısır şurubudur.

Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada hiçbir bilimsel kanıt sunulamamıştır diyor. Benim 110 tane bilimsel yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış.

17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı değildir...

Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun. Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap. Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza.

Bugün gıda sanayisinde sadece ve sadece aksi belirtilmediği takdirde mısır şurubu kullanılıyor.
Dondurmalarda o kullanılıyor, hazır aldığınız baklavanın şerbeti bile mısır şurubundan.

Kartal’da onun fabrikası var Ülker’le Cargill firmalarının ortak kurdukları bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten, yani insanın zarar görmeden günde tüketebileceği şeker miktarı 30 gram dolayındadır. 30 gram, 8 kesme şekeri yapar.

Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin.

Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram.

Yani mandalina zamanı 'koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim' bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar…..

Yani meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir.

O yüzden eşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım yok.

Karın tipi şişmanlık, eşittir şeker hastalığı, eşittir kalp hastalığı, eşittir kanser.

O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek.

- Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır. Yani senin dediğin esmer şeker, yediğin beyaz şekerin üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek fiyata satabilmek için ticari bir tuzak……

Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir.

Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır.

Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü de ölümdür.

O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz……

Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman karaciğer yağlanması açısından, o zaman nişastayı da kesmemiz lazım.

Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür. Şekerdir; yani nişasta da şekerdir.

- Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı?

- Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole ihtiyacı vardır.

Kolesterol masum bir maddedir. Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür ve damar sertliği yapar.

Peki oksitleyen ne? Şeker.

Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir.

İki; ayçiçeği yağı, mısır özü yağı veya margarinden elde edilen trans yağ asitleri kolesterolü oksitler ve böylece damar sertliği oluşur.

Üç; yapay yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma şansın kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor. Neden?

Çünkü; Yılda sadece kolesterol ilacı satımından 50 milyar dolar elde ediyorlar.

O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu,

Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi kaçtır?” sorusuna bilim kurulu yanıt versin istendi.

Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal, 150 gibi bir değer ileri sürdüler.

Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.

Üçüncü büyük hata “SU”

- Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca,
- Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım.

O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş yani pet şişenin içindeki stalatlar suyun içine karışmış bulunuyor.

Ayrıca o plastiği yumuşatmak için antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır o da suyun içine karışıyor dolayısıyla siz hem stalat, hem de antimon içmiş oldunuz şu anda.

Peki, ne yapar bunlar size?

Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet görmesine sebep olur. İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler Lüleburgaz’dan adet görüyor. İki buçuk yaşında.

Hamile bir kadın östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde özellikle bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkûm bırakılıyoruz.

Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor.

Yani musluk suyu için Allah aşkına.

- Arıtıcılar hocam?

- Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için.

Musluk suyu İstanbul’da kullandığınız plastik şişedeki su hangisi olursa olsun 100 kat iyidir.

İSKİ’nın her ay İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor. Biz geçen sene NTV’de bir su programı yapmıştık ve NTV Yıldız Teknik Üniversitesinde piyasadan topladığı suları bakteriyolojik incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız.

Yani siz sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.

Almanya’da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını hazırlarken?

Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor.

Şimdi su ısınmaz ki diyeceksiniz.

Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır.

80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz?

Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba? Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu plastikleri.

- Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da sakıncalı mı?
- Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır.

Daha büyük sorun yoğurt kapları.

Mesela bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.

Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı.

Kabın altına baktığımız zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara polipropilendir altında da zaten PP yazar.

Yoğurt alırken artık markaya göre değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın.

Ben her yoğurt almaya gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor. Ne acı. Yani ayırım yapıyor.

- Yani hocam üçgenin içinde 5 miyazması lazım?
- Evet polipropilen

- 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor.

- Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır

Çevrimdışı Hüseyin Ertaş

  • N O S
  • ******
  • İleti: 2662
  • *Adı soyadı : Hüseyin
  • *Meslek: Ticaret
  • *Yaş: 45
  • *Şehir: Konya
  • Araç Markası: Fiat
  • Araç Modeli: Tempra 2.0 16v
  • Araç Rengi: Gri
  • Lpg Markası : Atiker
  • Model Yılı: 1996
  • Yakıt Türü: LPG
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #1 : 20.Eyl.2011 13:53:10 »
Bunların hiç birisine zerre kadar inanmıyorum.
Yakında tavşan gibi sadece havuç ve ot yiyin diyecekler. İsminin önüne Prof. ,  Cart uzmanı, curt araştırmacısı ünvanları eklendiği zaman daha bir büyüsel bir hava katıyorlar.  Adamlar bizim sağilık endişelerimizle prim yapıyolar,  ağızlarına bakıp onları dinlememizi sağlıyorlar, ceplerini dolduruyorlar.

Siz kendiniz bilirsiniz ama ben, açıkça pis olduğunu bilmediğim, yağ, su, hamur işi, şeker, bilumum tatlı vs. ne varsa yiyorum, çocuğuma da yediriyorum. Tıkabasa bile yiyoruz bazen. Bunların hiçbirisini yemeyen sosyete güzellerinden çok daha da sağlılıyız şükürler olsun Allah'a

Yukarıdaki bilgiler tamamen abukluk.
"İnsan ulaşamadığı herşeyin delisi, ulaştığı herşeyin nankörüdürür" Pablo Neruda

Çevrimdışı Metin Akbey

  • Süper Moderatör
  • N O S
  • *****
  • İleti: 4921
  • Racon bitmiştir...
    • metin41  ___   1997  ___ TİPO 1.6 İ E SLX
  • *Adı soyadı : metin
  • *Meslek: bürokrat
  • *Yaş: 37
  • *Şehir: Düzce/Kocaeli
  • Araç Markası: Renault
  • Araç Modeli: Diğer
  • Araç Rengi: beyaz
  • Model Yılı: 2015
  • Yakıt Türü: Dizel
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #2 : 20.Eyl.2011 14:01:01 »
bilgiler için teşekkürler. en değerli varlığımız sağlığımız, ama onada önem göstermiyoruz malesef  :mm:

  "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi"

Çevrimdışı Davut Bostancı

  • -Kareser-
  • Süper Moderatör
  • N O S
  • *****
  • İleti: 5051
  • Emekli SEDİCİ Pilotu
    • Kareser-1997 Tipo 2.0 16v Sedicivalvole Ateş Kırmızı
  • *Adı soyadı : Davut
  • *Meslek: Teknisyen
  • *Yaş: 35
  • *Şehir: Kocaeli-Karabük
  • Araç Markası: Diğer
  • Araç Modeli: Diğer
  • Model Yılı: 2020
  • Yakıt Türü: Benzin
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #3 : 20.Eyl.2011 14:33:27 »
 :teşekkür: :teşekkür:




Çevrimdışı Samet Gezgil

  • N O S
  • ******
  • İleti: 5313
    • samet gezgil/ tipo 1,6 sx alev kırmızısı (bordo)
  • *Adı soyadı : samet
  • *Meslek: operatör
  • *Yaş: 31
  • *Şehir: izmir
  • Araç Markası: Diğer
  • Araç Modeli: Diğer
  • Araç Rengi: yok
  • Lpg Markası : yok
  • Model Yılı: 1998
  • Yakıt Türü: LPG
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #4 : 20.Eyl.2011 15:10:10 »
 :01: teşekürler
İzmir Güzelse Sebebi Sensin  !!!

<a href="http://img529.imageshack.us/img529/6549/smt042.jpg" target="_blank" class="new_win">http://img529.imageshack.us/img529/6549/smt042.jpg</a>

tuna0618

  • Ziyaretçi
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #5 : 26.Eyl.2011 14:06:09 »
Hüseyin Bey aşağıdakiler de mi abuk sizce sizin için araştırdım

Bakmanız ricası ile

Şişli Etfal Hastanesi Endokrinoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Yüksel Altuntaş, Türkiye'de mutfak alışkanlığının değişmesi gerektiğini belirterek, ''Pirinç pilavının kan şekerini yükseltme hızı fazla. Türk halkı geleneksel yemeği bulgura dönmeli, bunu da sebze ile pişirmeli'' dedi.


Metabolik Sendrom Derneği'nin bu yıl 7'ncisini düzenlediği Metabolik Sendrom Sempozyumu, Belek'te devam ediyor.

Sempozyum dolayısıyla düzenlenen basın toplantısına, Metabolik Sendrom Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz'un yanı sıra Şişli Etfal Hastanesi Endokrinoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Yüksel Altuntaş, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Şef Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Temizkan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç katıldı.

Obezitenin dünyanın ve Türkiye'nin en önemli problemi olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Aytekin Oğuz, ''Prospective Urban and Rural Epidemiological'' (PURE) Türkiye Sağlık Çalışması hakkında bilgi verdi.
Türkiye'de diyabet görülme sıklığında artış olduğunu kaydeden Oğuz, şunları ifade etti:

''Gizli şekeri olanların oranı yüzde 9,6 olarak bulunmuştur. Yapılan çalışmaya göre, 35 yaş üstü her 4 kişiden birinin kan şekeri değeri normal sınırda değildir. Her diyabetliden 3'ü kan şekerini kontrol edememektedir. Diyabet sıklığı 50 yaşından sonra artış göstermektedir, 60 yaşından sonra oran yüzde 30'lara çıkmıştır. Diyabet, kentlerde diğer yerleşim birimlerine oranla yüzde 2 oranında daha fazla görülmektedir.''


Çalışmaya göre, 10 kişiden birinin diyabet hastası olmamasına rağmen kalp krizi geçirme riski taşıdığını söyleyen Oğuz, zayıflama ilaçları konusunda ise ''En riskli şey farklı yaklaşımlarla obezite ile mücadele etmek. Şu ana kadar şişmanları zayıflatacak mucize bir ilaç bulunamadı'' dedi.


-''PİRİNÇ YERİNE BULGUR YİYİN''-

Prof. Dr. Yüksel Altuntaş ise karın bölgesi yağlanan kişilerin kalp zarlarının da yağlandığını belirterek, şu uyarılarda bulundu:

''Vücuda en zararlı yağ dokusu kalbin etrafındaki yağ dokusudur. Toplumun 3'te 2'sinde inisülin direnci var. 1997'ye kadar diyabet sınırı kan şekeri 140'dı. Şimdi 100'e indi. Türkiye'de mutfak alışkanlığı değişmeli. Pirinç pilavının kan şekerini yükseltme hızı fazla. Türk halkı geleneksel yemeği bulgura dönmeli, bunu da sebze ile pişirmeli. Beyaz ekmeğin sofradan kalkması gerekiyor.''
Altuntaş, bir soru üzerine, liposuction ile aldırılan yağların vücuda zarar veren yağlar olmadığını vurgulayarak, ''Bunları aldırmak vücudun dengesini bozuyor'' diye yanıt verdi.

Doç Dr. Ahmet Temizhan da bel çevresi genişliği tüm toplumlarda aynı olmadığını ifade ederek, bel çevresi genişliğinin Türkiye'de erkeklerde 94, kadınlarda ise 85-88 santimetre kabul edildiğini dile getirdi.
Temizhan, ''Göbek çıkmaya başladıysa çok büyük ihtimal metabolik sendrom, diyabet başlayacaktır'' uyarısında bulundu.


-''YEDİĞİNİZİN 3'TE 1'İNİ YEMEYİN''-

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ ise iki erkek maymun üzerinde yapılan araştırmayı kamuoyu ile paylaştı.

Karşıdağ, ''Kardeş iki maymunu alıyorlar, aynı ortama koyuyorlar, yaşam şartları ve yemek aynı. İkisine de 2 bin kaloriye eşdeğer yemek veriliyor. 20 yıl takip ediyorlar. Birinin yaşlanmadığı görülüyor, hareketli davrandığı, kireçlenmesi olmadığı görülüyor ve kanında kolesterol değeri normal bulunuyor. Diğerine ise verilen yemeğin miktarı yüzde 30 artırılıyor. Bu maymunda ise 20 yıl sonra sırtta kamburlaşma, kireçlenme görülüyor, hareketleri yavaşlıyor. Daha az kalori verilen hayvan daha genç görünüyor. Yediğinizin üçte birini yemeyin, bir kenara koyun'' diye konuştu.

Prof. Dr. Karşıdağ, asla yenilmeyecekler listesinde sofra şekeri ve bundan yapılan her şey, mayonez, ketçap, cips, meyve suyunu sıralarken, ekmeğin yemeğin suyuna asla batırılmaması gerektiğini de vurguladı.
Karşıdağ, makarna, pilav, ekmek, kızartma ve hamur işlerinin yüzde 50 azaltılmasını önerirken, az ve sık beslenilmesini, günde 3-5 öğün meyve ile salata, yoğurt, peynir ve süt tüketilmesini önerdi.


-ŞİKAYETİNİZ OLMAMASI SAĞLIKLI OLDUĞUNUZ ANLAMINA GELMİYOR-

Prof. Dr. Sadi Güleç de yapılan çalışmalarda Türkiye'de tansiyon kontrol oranlarının yükseldiğinin altını çizerek, bunun sevindirici olduğunu söyledi.
Metabolik sendromun temelinde yatan şeyin bel çevresi kalınlığı olduğunu öne süren Güleç, şöyle devam etti:

''Göbek eskiden estetik kaygı olarak görülürdü ama artık değil. Bel çevresinde toplanan yağlar vücuda daha çok zarar veriyor. Bel çevresindeki yağlardan salgılanan maddeler kalbe ve damarlara çok zararlı. Kalp krizlerinin yüzde 90'ının sebebi kolesterol, şeker, sigara ve tansiyonla izah edilebilir. Bunlar olmasaydı kalp krizi geçirenlerin yüzde 90'ı ölmeyecekti. Bunlar önlenebilir sebepler. Bu kaza olacağı kesinken, arabada emniyet kemeri takmamak gibi bir şey. Kalp krizlerinin yüzde 60'ı hiç şikayeti olmayanların başına geliyor. Şikayet olmaması sağlıklı olduğunuz anlamına gelmiyor. Üç önlenebilir sebebin hepsi göbekte var. Göbeği olan insanda şeker bozuluyor, tansiyon oluyor, kolesterol oluyor. Göbek hastalığa davetiye çıkarıyor.''




[/quote]
« Son Düzenleme: 26.Eyl.2011 14:14:24 Gönderen: tuna0618 »

Çevrimdışı Hüseyin Ertaş

  • N O S
  • ******
  • İleti: 2662
  • *Adı soyadı : Hüseyin
  • *Meslek: Ticaret
  • *Yaş: 45
  • *Şehir: Konya
  • Araç Markası: Fiat
  • Araç Modeli: Tempra 2.0 16v
  • Araç Rengi: Gri
  • Lpg Markası : Atiker
  • Model Yılı: 1996
  • Yakıt Türü: LPG
Ynt: Dikkat Bu Üçünden Uzak Durun
« Yanıtla #6 : 26.Eyl.2011 14:26:41 »
Evet, saçma ve abukluk.
Yukarıdaki lafa bak "ekmek yemeğin suyuna bandırılmamalı" . Ekmeği yemeğin suyuna bandırmak da tehlikeliymiş.

Ne hikmetse, ne plastik malzemedeki tehlike, ne de geçen 3 ayın kanserojen modası olan mısır şekeri glikoz un kanser yaptığı tehlikesi sağlık bakanlığı uzmanları tarafından kabul edilmiyor hatta şiddetler reddediliyor da, kerameti kendinden menkul prof.lar elimizi neye uzatsak bir tehlike buluyorlar.

Geçenlerde de, elimizi nasıl yıkamamız gerektiğini bilmediğimizi ve grip'in yayılması için tek kullanımlık kağıt havlu kullanımını tavsiye ediyordu habertürk teki bir prof. Zehir zemberek bir e-mail yazdım kendisine. "İnsan türü Adem den beri elini yıkar ve siz bu basit işlemin bile nasıl yapılacağını bilmediğimizi mi iddia ediyorsunuz dedim.
Tavsiye'ye bak. Herkes kağıt havlu kullanmalıymış. Yani dağdaki ağacı keseceğiz, kıçımızı silip atacağız, elimizi silip atacağız. 50 yıl sonra çocouklarımız ağaç nedir bilmeyecek. Doktorlar işte böyledir. Hangi organın uzmanı ise, ondan başka bir şeyi bilmezler, diğer her şeye kördürler.

Arkadaşlar, bu adamlar eskiden hastalık tedavi ederek ekmeklerini çıkarıyorlardı şimdi artık "hastalık icad ederek" ekmeklerini çıkarıyorlar. Bu iş bir endüstri halini aldı ve para konuşturtuyor.
İşte bir örnek: Psikiyatrinin uydurma hastalıkları
http://ekonomi.milliyet.com.tr/psikiyatrinin-uydurma-hastaliklari/ekonomi/ekonomiyazardetay/14.09.2011/1438254/default.htm

Sahi geçen seneki domuz gribi furyası ne oldu? Bin yılın biyolojik felaketi diyordu tıp çevreleri. Şimdi hatırlayanımız var mı?

Hiç birine inanmayın, nasıl mutluysanız o şekilde devam edin.
Onu bunu yemeyeceğim diye, paranoyadan, stresten kalp krizi geçireceğinize, pirinç yeyin kan şekeriniz varsın yüksek kalsın.


« Son Düzenleme: 26.Eyl.2011 15:23:02 Gönderen: Hüseyin ERTAŞ »
"İnsan ulaşamadığı herşeyin delisi, ulaştığı herşeyin nankörüdürür" Pablo Neruda